Dada Mektubu

Erste-Internationale-Dada-Messe  An_Anna_Blume

Sevgili mektup sana hiçlik üzerine yazmanın verdiği sarhoşlukla hitap ediyorum. Sözü fazla uzatmayacağım.

DADA bir hiçtir. Hiç de DADA… zaten DADA kelimesinin de sözlükte bir anlamı yoktur ve bu kelime sadece saçma bir uydurmadır. Bazıları bu kelimenin bebek sayıklamalarından ya da Rusça “evet” anlamına gelen “da” kelimesinin tekrarlanmasından geldiğini belirtmektedir.

Soyut sanat dadacıların Cabaret Voltaire’deki sıradan bir günlerinde onların masalarına düşmüş olabilir. Fakat Dadacılar tarafından soyulan “bakire gelin”in o olup olmadığından emin değilim. Ne de olsa onlar sadece Bakire Gelin’i değil her şeyi soyuyorlardı. En başta sistemi.

O sıralarda aşırı milliyetçiler son hızla genç beyinlere yerleşmesi için sokaklara faşizm örümcekleri atıyorlardı. Savaş tanrıları uzaktan tamtamlarını çalmayı bırakmış basbayağı şehirlerde borularını öttürerek dolaşıyorlardı.

Karşı çıkmak bayağı bir cesaret isterdi, kaçmak ise gerçekten yiğitlikti. Zaten Dada’yı yaratacak sanatçıların birçoğu da kaçtılar.

Anarşizm Birinci Dünya savaşının içinde Dadacılarla bir kez daha gelişip serpiliyordu.

Dada sanatı, estetiği, kültürü; toplumsal, siyasal ve sanatsal alandaki sistemleşmeyi reddediyordu. Ve bunların yerine hiçbir şey koymuyordu.

Dadacılar, din adamları ve eğitimcilerin “dadacılık andı” içmelerini, simültane şiirin Komünist devlet duası kabul edilmesini, yasaların, kararnamelerin ve cinsel ilişkilerin uluslar arası dadacı anlayışa göre düzenlenmesini ve bütün bunların denetlenebilmesi için elli sirkle bir “Dadacı Konsey” oluşturulmasını talep ediyorlardı.

Onların yan yana durduklarını, sohbet ettiklerini, aynı zamanda aynı yerlerde bulunduklarını bilmemiz dışında bugün elimizde birbirleri aralarındaki bağı gösterecek yeterince delil yok. Tristan Tzara hareketten istifa ettiğini açıklarken Dada’nın bir hiç olduğunu, hareketten ayrılarak kendinden de ayrıldığını söylüyordu. Bu ilk istifasıydı ve çok ciddiydi. Ressam Grosz ve Hertzfelde, dağıttıkları el ilanlarında, ahlaksal denge arayan sanat eserlerini eleştirip, sanatın halkın afyonu olduğunu söylerlerken, Aragon, pekala şaşırtıcı imajdan söz edebiliyordu. Hem de sanatı yüceltmek için!

Böylece Dadacılar plastik sanatlarda yeni malzemeleri keşfettiler. Picasso’dan sonra kolajı en etkin kullanan sanatçılar onların arasında yer aldı. Edebiyat dünyasına simultane şiiri hediye ettiler. Ve Bahaus’’un yeni işlevsel ve yaratıcı çalışmalarına kaynaklık edecek, kavramsal sanatın, happeninglerin, performansın ortaya çıkışını hazırlayacak temelleri oluşturdular.

Belki de Dada, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında, gelecekte yaşanacak yıkımları sezen bir grup entelektüelin her şeyle ve hiçbir şeyle ince ince dalga geçmesiydi. Belki de Dada, birinci dünya savaşının ortasında, gelecekte yaşanacak yıkımları sezen bir grup entelektüelin her şeye direndiği yerdi.

Dada hiçbir şey anlatmaz diyorlar ve ekliyorlardı: Dada Hayattır.

640px_img_1920_messe-1    875_001

İlk bildirgelerinden birinde amaçlarının “hafızanın yok edilmesi” olduğunu söylüyorlardı.

Başardılar…

Dada’yı kolayca tanımlayacak bütün yolları kapattılar. Belki de bu yüzden biz bugün izlenimcilik, soyut sanat, kübizm, sürrealizm dendiğinde söyleyecek çok şey buluyoruz da Dada dendiğinde aklımızı örten küllerin içinde uzun bir yolculuğa çıkmak zorunda kalıyoruz.

Çünkü Dadacılar, Dada’yı hafızanın en silik, akışkan köşelerine yerleştirdiler.

Bu konuda anlatacak daha çok şey var ama Dada… Neyse boş ver. Anlamsız, çok anlamsız.