Bakışınızı Ödünç Alabilir miyim?

3026segui_portrait

İnsanoğlunun en büyük silahı kahkaha dünyanın her yerinde aynı şekilde çınlar.

François Rebelais, Gargantua’nın açılışında Platon’dan Sokrates’ten söz ederken, kitabının güldürmekten başka bir amaç taşımadığını anlatıyordu, Decameron, hikâyelerinde en mahrem konuları anlatmak için mizahın gücüne sığınıyordu.

Bugün bizim ilkel diye tanımladığımız tanrı heykellerinde korkunun değil, baştan çıkarıcı, gülümseten bir bakışın izini buluruz.

İlkel mi?

Emin misiniz?

Belki de onlar, tanrılarını yeryüzüne indirip kendileriyle karşı karşıya getirmenin ironik duygusunu yaşıyorlardı. Sanat söz konusu olduğunda her şeye yeniden bakmak gerek.

Gombrich, bütün dünyada “Sanat Tarihi” tamlamasını yeniden anlamlandıran “Sanatın Öyküsü”nde 18. ve 19. yüzyılı usun egemenliği ile birlikte geleneğin parçalanışına tanıklık eden dönemler olarak tanımlar.

20.yüzyıl ise tam bir kopuştur. Bir gün dünya geçmişini izleyen tarihçiler, 20. yüzyılın insanlık tarihinin en şaşırtıcı dönemlerinden biri olduğunu söyleyecekler. Bunun için sadece sanat tarihinin dehlizlerinde yürüyüp üzerinize dökülenlerden hiçbir aracı ile kurtulamayacağınızı fark etmeniz bile yeterli.

Resim sanatı ve bir parçası olduğu plastik sanatlar hiçbir zaman 20. yüzyıldaki kadar yüksek sesle konuşmadı. Bu alanın sadece onlu yıllar içindeki baş döndürücü gelişimi, bugün bize çağını yaşayan sanatçıları sanat tarihinin çekmecelerine sığdırmakta zorlanacağımız kadar çok veri sunuyor.

Segui 1933 yılında Arjantin’in Cordoba şehrinde doğdu. Bizim için siyah beyaz zamanlar. 1963 yılında Paris’e taşındı.

1960’lar, 70’ler ve 80’ler. Dünyanın büyük jeolojik değişimlerinde ayrılan kıtalarının birbirine yaklaştığı zamanlar.

Bize sanat tarihi derslerinde öğretilen, ilk Hıristiyanların öğretiyi benimsetmek için korkunun verdiği çekingenlikle simgelerle katakomblara çizilen resimlerden, ortaçağda okuma yazma bilmeyen geniş halk kitlelerine Yeni Ahit’in mesellerini gösteren görüntülerden, insanların görsel yolla anlaştığı tüm zamanlardan çok sonra.

Sinemanın yaygınlaştığı, fotoğrafın sıradanlaştığı, Nam June Paik’in deyişiyle Katot ışınlarının boya tüpünün yerini alacağı tartışmalarının yapıldığı, gittikçe tüm dünyamızı ele geçirecek “Görüntü Çağı”nın başladığını işaret eden yıllar.

Birçoğumuz için günümüzde artık aykırı görüntüler çekicidir. Ama bir şartla, görüntülerinizin tıpkı bir dost toplantısındaki sözleriniz gibi size ait, içten ve inandırıcı olması gerekir.

Aykırı ve inandırıcı… Bu iki kelime dilin çağrışımlarında her ne kadar birbirinin karşıtı gibi görünse de çağımız insanının her gün yeniden şekillenen algıları için kolayca birbirini çağrıştıran bir ikiliye dönüşebilir.

Segui’nin yapıtları, işte bütün bu düşünceleri barındırır içinde. Bu yapıtlar, iki büyük gücü toplamışlardır üstlerinde. Sanatçının inandırıcılıkla beslediği aykırı görüntülerin ve mizahın gücünü.

Antonio-Segui-Un-Angel.-Est.-15-20000  antonio-segui-tomar-araire

Yapıtları böylesine belirginleştiren de bu olsa gerek. Oynadığı oyunu ciddiye alan hınzır bir çocuğun; dünyaya hep biraz tersten bakan, devinen ile izleyeni aynı bedende toplayan onulmaz bir muhalifin düşüncelerinden süzülüp gelmiş gibidir onlar. Uzun bir sürece yayılan üretim serüveninde şiddeti gittikçe artan kararlı bir yaratım anlayışının izlerini bulursunuz bu yapıtlarda.

Belirli temalar çevresinde dönen yapıtlar devingenliklerine, içinde yer aldıkları mekanı sürükleyen hızlarına karşın olabildiğince sessizdirler. Salt kendi gösterimleri için orada bulunduklarını her yeni bakışta hatırlatırlar izleyiciye. Çağdaş sanatın öykü dilini plastik dilden uzaklaştıran anlayışını benimsemişlerdir onlar. Eserde bir figürün, bir nesnenin, bir rengin varoluşu salt kendinden kaynaklanan bir varoluşu çağrıştırır.

Bu yüzden her şey plastik kuruluşun bütünlüğüne hizmet etmektedir. Kompozisyon, seçilen renkler, çeşitlenen malzeme sadece yapıtın gereksinimleri ile belirlenen birer oyuncuya dönüşür.

Tüm figürler, nesneler, renkler, onları oluşturacak malzemeler yaratıcılarının bakışını ödünç almış gibidir.

SeAfy213  10887043

Sonra, kendi binalarını, evlerini, gökyüzünü, bulutları, perspektifi kurarlar. Hızlarını alamayıp sanat tarihinin içinde dolaşırlar, Güney Amerika’nın ilkel heykellerine dokunurlar, onlarla bir kan bağları olduğunu düşündürten Afrika totemlerinin yanından geçip kıtanın manzarasını seyrederler, Avrupa’da sanat tarihinin ustalarını seyrederek dolaşırken Rembrandt’ın “Dr. Tulp’un Anatomi Dersi” resmindeki figürlerin kılığına girerler. Sokakların tartışılmaz gücü grafitilere dil çıkarırlar.

Yüzeyde çizim olurlar, kolaj olurlar, kolajlardan assamblajlara dönüşürler. Oraya sığmadıkları zaman kendilerinden heykel yaparlar.

Ama o da ne?

Aykırı bir renk, yeşil, kırmızı, mavi, sarı; bir çizgi, düz, sakin, aceleci; form, ters giden uçak, elbisenizi asla taşımayacak askı; bir çerçeve, bir boşluk çıkıvermiştir ansızın ortaya.

Herkes dursun!

Sessizlik!

Biraz sonra fotoğraf makinesinin flaşı patlayacak. Bazıları gülümsemesini içinde saklasın, bazıları daha dün parkta görüldüğünü unutmasın.

Senor Segui,

Senor Gustavo bize Arjantin “pastry”leri getirir mi?

Ben resmin içine girsem gökyüzüne kendi bulutumu koyabilir miyim?

Bir dakika!

Bakışınızı ödünç alabilir miyim?