“Yaşam Başka Yerde”

30000TL.z.dilek. 200x195cm tu.üz.akrilik 2009..

Milan Kundera’nın edebi tarihinin en kişisel romanlarından biri olan “Yaşam Başka Yerde”. Roman kişisi aracılığıyla yazmayı sorgular Kundera. Sanatçının kendi yarattığı cehennemi ve kopuşu anlatır.

Çünkü her yaratma edimi aynı zamanda bir kopuştur, vazgeçiştir. Her şeyi bir bir geride bırakıp, geride bırakılanları sonsuz bir uçuruma dönüşen ruhun dehlizlerinde gizlemektir. Yaratmak ıssızlaşmaktır, ıssızlaşırken çok olmaktır. Görünmeyen elleri, yüzleri, düşleri, düşünceleri bedende, zihinde taşımaktır. Bu yüzden sanatçının yalnızlığına atfedilen yargılar çoğunlukla yanıltıcıdır. Burada kelime anlamını karşılamaz. Belki çoğulcu bir yalnızlıktan söz etmek gerekir. Çoğu zaman çoktur ve bütün parçalar bir araya toplandığında tek olur. Ama ruhu bunaltan teklik değil, aksine dolan taşan yeniden dolan ve durmaksızın bu döngüyü yineleyen bir teklik.

Monet’nin gittikçe çoğalan saman yığınları ya da çok değil teknolojiye yenik düşmemizden bir süre önce, şimdi, burada yaşadığımız uzak yaşamların biraz ilerisinde bir çocuğun elinden fırlayan metal tekerin nefesi kesilinceye kadar dönmesi gibi.

40000TL.siyah beyaz200x300cm 2birim

Hayatların sadece finansa tekabül ettiği bir çağda, yakın geçmişin ve başka toprakların ruhunu yakalayabilmiş, bu coğrafyanın o metal tekerleği çevirebilen, yaşamın gerçekliğiyle yüzleşen şanslı çocuklarındandır Mehmet Çetiner. Bazen konuşmadan da anlaşabilen dili sembollere eviren öteki dünyadan haberdardır.

Bu yüzden yapıtlarında karşımıza sıkça semboller çıkar. Harfler, rakamlar kişiselliğinin ruhuna eklediği yakınındaki yaşamların izleridir. O, onlara dair olanı alır, yüzeyde plastiğe dönüştürür. Görsel dilin aracılığıyla dilin ifade edemedikleriyle konuşur. Döngüleri ya da felsefenin mükemmel dairesini dikey formlarla keser. Geldiği ışıklı kentin güneşte yıkanmış renklerini patlatır, bir an sonra da sessizce öldürür onları. Boşluklar, mekânda kurulan dengeye dairdir. İşte bu yüzden bazen resim üzerine söylenen her söz biraz eksiktir. Aklın ve ruhun kavranamazlığını anlatır sadece birkaç saniye göz attığımız o düz yüzey. Ve bu tekliğe yöneltilen birkaç saniye, zihnin çağrışımlarla dolması boşalması yeniden dolması, durmaksızın başka bir dilde kendini çoğaltmasıdır.

Milan Kundera, “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”nde cevapsız sorular üzerine kafa yorar. “Yalnızca en çocuksu sorular gerçekten ciddi olan sorulardır. Cevapları olmayan sorulardır bunlar. Cevabı olmayan soru aşılamayacak bir engeldir. Başka bir deyişle insani olasılıkların sınırlarını belirleyen, insan varoluşunun sınırlarını saptayan cevabı olmayan sorulardır.”

25000TL.özet 170x140cm tu.üz.akrlk 2012

Zeynep Dilek Çetiner’in resmi Kundera’nın soruları gibidir. Yalnız o, sorularını boyayla sorar. Boyanın, yüzeyin, dokunun, katmanın sınırlarını araştırır. Oyunla çocuğun kendiliğindenliğine döner, Engelle sınırları sorgular. Aklımızın dayatmalarını yüzeyin çizgileriyle imler. Dairelerle döngülere geçer, daireleri örtüp rutini kapatır.

Sonra yaşam akar…

Zeynep Dilek Çetiner’in formları hareketlenir. Bir sufinin sadeleğiyle kompozisyona yerleşir. Sessizce kendini anlatır. Fırçanın hareketi, geliş gidişlerde yarattığı açık-koyu geçişleri zihnimizde helezonlara dönüşür. Biteviye devam eden sonsuzluğu çağrıştırır. Ama o ulaşmayı çok arzuladığımız somut gerçekliğe dair bir şey söylemez.

Ve insan zihni söz konusu olduğunda her daim kendi gerçekliğini yaratır.

Oysa yaşam soyuttur.

Bazen birkaç saniye göz attığımız bir yüzeye gizlenir.

Bazen Yaşam Başka Yerdedir…