İşaretler İmgeler

mçetiner

Cezanne, Provence’te önce dağların görüntüsünü keşfetmişti. Sonra Provence’ın doğasından koniklere, kürelere ulaştı. Soyut resmin uzun tarihi boyunca sanatçılar, renklerin ve biçimlerin oluşlarıyla doğasıyla uğraştılar. Bugün, bu sanatçıları tek tek ele aldığımızda çıkış noktalarının benzerliği yanında birbirinden olabildiğince farklılaşmasına da tanık oluruz. Mehmet Çetiner yaratım edimini baştan beri görsel dünyaya referans vermeyen bir biçim ve renk anlayışı üzerine kurgulayan sanatçılardan. Bugün uzun süredir düşündüğü, üzerinde çalıştığı bir dizi resimle kendi yaratım biçimini yeniden ele alıyor. Yaptığımız bir söyleşide resimlerinin çıkış noktasının yaşamındaki insanlar olduğunu belirtmişti Çetiner. Bu yüzden bu son çalışmalarına soyut birer portre demek de mümkün. Başka bir deyişle geometrinin verilerinden yararlandığı soyut yaratım anlayışında bu kez renkleri ve her biri birer işaret olan sayıları imgelere dönüştürüyor.  Bu dönüşüm başka bir açıdan sanatçının nesneleri görme, dünyayı algılama biçimine de dayanıyor. Dünyaya bakış açısında uzun süre belli soyut yaratım üzerine uğraşan bir sanatçı refleksiyle nesneleri anlağında biçimlere dönüştürerek onlara işlevselliklerinin dışında görsel değerler yüklüyor. İşte bu noktada sadece sayıların, geometrik biçimlendirmenin ve renklerin ilişkisiyle kompoze edilmiş resimlerin neden aynı zamanda soyut birer portre olacağı fikri üzerinde gerekli açımlamanın ipuçları da beliriyor. Mehmet Çetiner, nesnel dünyayı soyut bir kavrayışa dönüştürürken iki farklı bilgi şeklini kullanıyor: Zihinsel ve sezgisel bilgi. Buna resmin yapısı üzerinden kavranan entelektüel bilgi ve kişisel deneyimler ile birleşen sezgisel bilgi de diyebiliriz. Ki sanatçı duyarlığı tam da bu iki kavramın doğru kesiştiği noktada ortaya çıkıyor. mçetiner4

Sezgisel bilgi içeriğin verilerini oluştururken yapıt içerikle kurduğu ilişkide dolaylı bir anlatım aracı olarak belirirken bu kez nesnel gerçeklik olarak kendini ortaya koyuyor. Guirad’nın dediği gibi, “Sanatlar, gerçekliği betimleme yöntemleridir; güzel duyusal gösterenler de duyularla kavranabilir nesnelerdir. Soyut resimden söz etmenin bir anlamı yoktur; çünkü tüm resimler somuttur. Non-figüratif resim sanatına gelince, bu terim yalnızca gösterilen düzleminde böyle bir ada uygun düşmektedir; ama resim göstereni, betimgesi olmayan bir gerçekliğin biçimi ve imgesidir. O nedenle güzel duyusal bildirinin, bizi anlama götüren o yalın geçişlilik işlevi yoktur; kendi içinde bir değer taşır; kendisi bir nesnedir, bir nesne-bildiridir.”1 Mehmet Çetiner de bu yapıtlarında çıkış noktası çok yakını olmasına karşın aynı zamanda kendileri birer bildiri olan her resimde plastik problemlerin sorgusuyla çıkıyor karşımıza. Bazı çalışmaların altyapısı daha önce yaptığı kolajlardan oluşurken yapıttan doğan yapıtlar önermesini de sunuyor. Yapıtların geometri ile belirlenen biçimsel oluşları dışında renk ve yüzey değerlendirmesinde de plastik problemlerin başka bir noktasına dikkat çekiyor. Bu aşamada daha önceki çalışmalarında belirgin olan düz boyamaların arasına doku etkileri karışıyor. Satıh ile küçük alanlarda yarattığı doku etkilerinin karşıtlığıyla resimsel alanda hareket yakalıyor. Boşluklarda renk kullanmak yerine tuval yüzeyinin kendisinin tercih edilmiş olması da, iki biçim arasındaki boşluğun sanatçının boyarken yaptığı jestüel hareketlerden değil bir tür eylemsizlik fikrinden yola çıktığını da imliyor. Öte yandan usunda, ruhunda, teninde izler bırakan başka başka yaşamları kendi yaşamıyla kesiştiği yerde, boyaların ardına gizliyor. Ressam kimliğini, kişiliğini oluşturan parçaların arasına katıp kişisel bir öykü kuruyor. Birbirinin içine geçen, yakınlaşan, uzaklaşan, yarım kalan dairelerle resimsel alanda kurduğu ilişkiyi renklerle yaşamsal olana taşıyor. Yeşilin, mavinin, kırmızının, sarının bilinçaltı yansımalarını yüzeydeki arayışla birleştiriyor. Kırmızı ve mavi, yaşamın sembolüne dönüşürken, yeşil tinsel olana işaret ediyor. Bir adım ötesinde ise yaşamsallık ve yaşanmışlık üzerinden bir düşünceye açılıyor. Tuvalin beyazlığı ile bıraktığı boşluklarla, boşluğun çift anlamını imliyor. Soyut resim yüzeyinde, elle tutulur sanat nesnesinin üzerinde bakışın rahatça dolaşmasını sağlayan boşluk, geçmişle gelecek arasındaki tüm yaşanmışlıklar ve yaşanmamışlıklar üzerine duyumsanan boşluk. mçetiner1

İşte tam burada yaratı ile gerçeklik arasında ironik bir bakış açısı ya da sorgulama öneriyor. Nesnel gerçekliğin önüne soyut yaşamı koyuyor, tek gerçek olarak algıladığımız yaşamın önüne de soyut yaratımı… Hangisi gerçek? Belki ancak bedenimizin fiziksel varlığıyla algılayabildiğimiz nesneler dünyası gerçek ya da asıl gerçek olan yaşanmışlıkların tinin üzeride bıraktıkları. Geçmişle gelecek arasındaki o bilinmez boşluk. Mehmet Çetiner, yaşamından biriktirdiklerini resimsel dilin işaretleriyle anlatıyor. Bir başka açıdan belki hiçbir zaman söze dökemeyeceklerini imgelerle gösteriyor. Kendini bedeninin sınırları dışında nesnelleştiriyor. Bir başka yazıda onun dairelere ve onları kesen keskin biçimli geometrik yapılara olan sadakatini sokakta çember çevirme oynayabilen, dışarısının dilini keşfetme şansına erişen çocukluğunun anıları ile bağdaştırmıştım. Bugün belki hala çocuk çember çevirmeye devam ediyor.

1 GUIRAUD, P.Göstergebilim, Çev.Mehmet Yalçın, imge Kitabevi, İst. 1994, s.86