Resim Yapıyor

 

2. Atmaca 100x140cm

Hümanist, aykırı, edebiyatsever, sinemasever, kahve, balık, şarapsever,  uzun, RESSAM…

Ali Atmaca, Çukurova’da Fırat’ın gürültülerle akan suyundan balık tutup gündüz vakti gökyüzündeki yıldızları izlerken nehirde çamaşır yıkayan kadınların renkli fistanlarla süslü kalçalarının gerçekte birer çiçek tepesi olmadıklarını fark etmenin şaşkınlığıyla doğruldu. Kadınların Kadirli’ye doğru giderek gözden yitmelerini bekleyip portakal ağaçlarına astığı resimlerini topladı ve fildişi kulelerin gerçekten olup olmadığını öğrenmek için yola çıktı.

Fildişi kulelerin gerçekte nerede olduklarını keşfedemedi, ama ressamların gerçekte nereden geldiklerini öğrenmesi çok uzun sürmedi.

Onlar, İtalya’da Roma’daki, Venedik’teki, Floransa’daki atölyelerden çıkıp geliyorlardı. İspanya’da Barcelona’dan, Catalan’dan, Madrid’ten geliyorlardı, Fransa’dan Sein nehrinin kenarından, İngiltere’de yağmur altından, Amerika’da gölgesine sığındıkları gökdelenlerin arkasından, Japonya’da yazıların içinden, Hindistan’da Ganj’ın suyundan geliyorlardı.

Bazen bir çalının arkasına gizlenmiş, toprağı eşelemekten, işe yaramayan icatlar yapmaktan, yeni renkleri, formları kovalamaktan, insanlara dünyanın gördüklerinden daha şaşırtıcı olduğunu anlatmaktan, balık tutmaktan geliyorlardı. 

9. Atmaca,140x220cm tuval üzerine akrilik

 

Kavgacı, gürültücü, kirlilerdi…

Titiz, hümanist, şairlerdi…

Vatansever, savaşçı, barışçılardı…

Milliyetsiz, vejetaryen, sarhoşlardı…

Ve onları birbirine bağlayan tek bir şey vardı: Resim yapıyorlardı…

Ali Atmaca, bir dedektif gibi onların izlerini takip ederken resim yapıyordu.

Bulduklarını sobelemekten hınzırca bir mutluluk duyuyordu. Ama gerçek şu ki, Seine nehri kenarında kahve içmekten, Roma’da sığırcıkların gelişini beklemekten, Leman gölünde yüzen kuğuları seyretmekten, İstanbul’dan kaçmaktan da hınzırca bir mutluluk duyuyordu.

Sonra resim yapıyordu…

1. 60x140cm, tuval üzerine akrilik

Bir sabah Bodrum’un küçük bir koyunda atölyesinde sessiz sedasız çalışırken kendisi için yeni bir kırmızı ve balıklar için yeni bir yem bulduğun söyleyip gitti.

Geri döndüğünde yüzünün bir tarafı kırgın, diğer tarafı hala hınzır, gülümsüyordu.

O sabah Leonardo, Picasso, Matisse, Sam Francis ve adlarını tek tek sayamayacağı birçok ressam bir araya gelmiş, bütün Bodrum’a Ali Atmaca’nın balıklar için bulduğu yemin sırrını vermişti. Bu yüzden sahilde balık tutacak tek bir yer bile kalmamıştı. Ayrıca çiçekli tepeleri seyretmekten vazgeçmesini, onların hala fistan giymiş zeytin toplayan kadınların kalçaları olduğunu söylemişlerdi. Onun hayal kırıklığını gidermek için de eline bir sürü renk tutuşturmuşlardı. İçlerinde daha önce hiç kullanmadığı bir yeşil de vardı.

O sabah atölyeye girdiğimde fırçasını kahvesine batırıyordu. Arka arkaya dizdiği büyük tuvallerde kadınlarla zeytinler vardı. Masasının üzerinde henüz açılmamış bir şarap şişesi duruyordu. Atölyede ondan başka kimse yoktu, ama sanki birilerine bir şeyler anlatıyordu.

8. Atmaca, 140x220cm  tuval üzerine akrilik

“Toroslar’dan geliyorum”, dedi, “Balık tutmaktan”.

Baktım…

Resim yapıyordu…

 

Nilgün Yüksel

Bodrum, Nisan 2007-04-13